25 Eylül 2016 Pazar

ABDAL Olma yoluna.

Yaşam benim için klasik bilinen şekliyle doğum ve ölüm arasındaki  ömür olarak isimlendirilen  bir zaman dilimi değildir. Hiç olmadı. Benim için yaşam, ailemle geçirdiğim zamanın bana kazandırdıkları ile başlar ve başladı.  Ve yaşamıma birer birer giren her bir arkadaş, dost, eş, akraba, komşu, öğretmen, çalışan, yöneten olarak ve fazlasıyla isimlendirilen her bir rol modelle süslenen bir zaman dilimi oldu ve halen de öyle.

Yaşam deyip geçmek, ömür deyip iç geçirmek, nasıl bir  içe dönüş, nasıl bir  hüzün doldurur farkında mıyız diye sorsam, ne deriz merak ediyorum.

Benim için yaşam, bakmak ve görmek oldu her zaman. Gülümsemek gördüklerime, içimi acıtsa da,  bilmek ardından gelen ödülü ve sevgiyle  kabul etmek oldu. Bana katkılarını o an görmek kolay olmasa da. Sonucunun benim için her şekilde harika olduğu bilinciyle.
Benim için yaşam iyi olmak, iyi düşünmek, iyi davranmaktı. Bana aksi yapıldığı anlar olduğunu hissetsem de aksini yapamazdım. Rahmetli annem her an bize,” iyi dile komşuna, iyilik gelsin başına” derdi

Başka görüşlere göre bu kadar iyilik aptallık deselerde ben bu davranış biçiminin aptallık değil ABDALLIK olduğunu öğrendim. Ve ABDAL olabilmeyi seçtim. Yolumda her karşılaşma ABDALLIĞA bir adım, onu gördüm.

Benim için yaşam,  bize sunulanlara şükretmekti ki; bu içinde bulunduğumuz anda bizde var olan ve artarak çoğalan varlıklardı. Anladım. En büyük şükür benim var oluşumdu ve elbette benim varlığımla var olan, yaşamıma renk katan tüm zenginliklerin ışığıyla yolumu aydınlatmasıydı. Şükürler olsun.

Benim için yaşam sevgi olmaktır. Anladım ki, Yüce Yaradan’ın bir parçası olarak her hücremiz  aslında sevgi yansıtırken, farklısında ısrar edenler de var ve bir gölge oyunundalar. Henüz mutlak gerçeği görmeye cesaretleri yok ve bir esaret içinde ışık bekliyorlar.

Benim için yaşam ışıktır. Anladım ki, eğer ben ışığı yansıtırsam, esaretin karanlığı mutlak gerçeğe, aydınlığa açılır ve sevgi kazanır.

Benim için yaşam,  ben olmaktır, ben de sen olmak,  sen de biz olmak ve en sonunda OLmaktır.

Sevgi ve Işıkla
Fatoş Görce



19 Eylül 2016 Pazartesi

Geçmiş Geçmiştir.

Yaşam bir ömürdür. Ömür ise bir yolculuk. Başlar, devam eder, devam eder ve devam eder. Bitti dendiğinde aslında başa dönmüştür.

Ömrümüzün evreleri, basamakları vardır, tozlu rafları, gizli çekmeceleri,  kayıt defterleri ve tüm bunları silecek bir de silgisi vardır.

Ömrümüzün geçmişi, bugünü ve geleceği, dünü, şu anı ve yarını vardır. Her kelimesinde hangi zaman diliminde hissederse kendini, o an gerçekliğini oluşturur kişinin. Eğer dün ise hissettiği geçmiştedir. Kaybolmuşlarla uğraşıyor, tozlu raflardan çıkan geçmişin boşluğunda kaybolmuş tüm evrelere yeni form veriyor demektir. Hal bu ki, geçmiş geçmiştir, şu ana gelmez.

Bir gün, bir telefon gelir, sen tanımazsın, o seni tanıdığını söyler. Düşünürsün, bu sahne, ömrünün hangi çekmecelerinden çıkan bir kayıttır?  Bu kayıt senin içim gerekli mi, yoksa geçmişin silinmesi gereken tozlu bir sahnesi mi?

Hatırla bir silgin var mucizeler yaratan.  Temizle tüm çekmecelerini birer birer. Geçmiş geçmiştir. An şimdidir.
Kayıtlara geçecek tek bilgi ise sevgidir.

Kayda geçsin. Sizi seviyorum. Kendimi seviyorum



17 Eylül 2016 Cumartesi


8 - 9 Ekim 2016

Fatoş Görce ile 2 günlük Sertifikalı HEAL YOUR LIFE ® Hayatınızı İyileştirin çalışma programı 
Merhaba Sevgili Yol Arkadaşlarım, 
Hayatımızı iyileştirmek, her anlamda hayatımıza yeni ve tam da istediğimiz gibi kapılar açabilmek; kendimizi olduğumuz gibi kabul etmekle ve kendimizi sevmekle başlar. Sonrası hayatınıza giren mucizeleri sevgiyle kucaklamaktır 
Şifa yöntemleri, olumlamaları ve pozitif düşünce teknikleri, mucizeler yaratan bu alanda kendi yaşamından örneklerle ve deneyimleriyle bize ışık tutan Dünyaca ünlü yazar, konuşmacı ve spritüel öğretmen Louise L. Hay tarafından hazırlanmış uygulamalı çalışmalardır. Çalışmalar, Kendini görme, anlama, kabullenme; kendini, başkalarını ve hayatı sevme üzerine uygulamalar içerir. Fiziksel – duygusal - zihinsel ve ruhsal boyutlarda çalışılır.
İki tam günlük çalışma süresince, her bir uygulama için özel hazırlanmış müzik eşliğinde;
• Ruhumuzun, iç benliğimizin derinliklerine iniyoruz.
• Bizi aşağı çeken tüm negatif kalıplarımızın farkına varıyoruz.
• Fiziksel ve ruhsal bedenimizi olumsuz yönde etkileyen ve ilerlememize sınırlar getiren tüm duygu ve düşüncelerimizden arınarak özgürleşiyoruz.
• Sevmek ve affetmek nasıl yaşamımza girer, birlikte deneyimliyoruz.
• Yaşamımıza olumlu düşünceleri nasıl alırız.
Müzik, meditasyon, ve sizlerin muhteşem enerjisi ile kendimizi sevmeye ve hayatımızı iyileştirmeye mucizevi bir adım atacağız.
Sizinle deneyimlerimi paylaşmanın ve sizlerin de deneyimlerinizden yaşama dair yeni bilgiler öğrenmenin heyecanı ile buluşmamızı bekliyorum.
“Heal Your Life® Hayatınızı İyileştirin” çalışması, kişisel gelişim bilgisi ve deneyimi anlamında her seviye için uygun bir çalışmadır. Her katılımcı bireysel bir deneyim yaşamaktadır.
Louise L. Hay kimdir ve felsefesi nedir

Louise L. Hay 1980’li yıllardan itibaren dünyada “İnsanın Kendisini ve Hayatının Her Alanını İyileştirme” akımının öncüsü olmuş en önemli isimlerden birisidir. Günümüzde kişisel gelişim kitaplarının dünyada bir milyon gibi bir satış rakamına ulaşması da bir başarı göstergesidir. “You Can Heal Your Life” (Hayatınızı İyileştirebilirsiniz ); Türkiye’deki adıyla “Düşünce Gücüyle Tedavi” kitabı elli milyon gibi bir satış adedine ulaşmış, dünyada neredeyse her dilde yayınlanmıştır.
Hayatı iyileştirmenin en önemli anahtarının kendini sevmek ve olduğu gibi kabul etmek düşüncesinden hareket eder.


FATOŞ GÖRCE KİMDİR?
http://www.kisiselgelisim.sironyasammerkezi.com/fatos-gorce-kimdir/
KAYIT ve BİLGİ için; 0532 211 11 85


Çekirdek aile, Anne + Baba ve çocuktan, geniş aile ise Kardeşler, Teyze/Hala, Amca/Dayı, Büyükanneler/Dedeler var. Her birine saygıyla ve sevgiyle sarılıyorum. Ancak onlardan bir ricam var, Evin en küçüğüne, çocuğa, bir gün onun da yetişkin olacağını bilerek ve sizlerin de bir gün çocuk olduğunuzu düşünerek davranın. Herkes kendi deneyini ve hayallerini yaşar. İşte yaşam bu nedenle renkli ve zengindir.
Sizi seviyorum
Fatoş Görce




Düşüncelerimiz,

En yüce erdemlerden bir tanesi, bir durum ile karşılaştığımızda nasıl bir tavır içinde olduğumuzun ve gösterdiğimiz tepkinin farkına varmaktır. Kendimizi durumun içine çekersek, düşüncelerimizde olumsuz ve yargılayıcı olursak, biz de yargılanır ve içinde olunan durumla aynı frekansta titreşiriz, Lakin düşüncelerimizde olumlu olur, titreşimimizi yukarıya çeker ve duruma dışarıdan bakmayı başarırsak geniş bir bakış açısı ile duruma kolaylıkla çözüm bulabiliriz.

Seçim sizin, benden söylemesi 
Sevgi ve şefkatle,
Fatoş Görce

22 Mayıs 2016 Pazar

Yüzleşme:
Çoook derin anlamlar yüklenir bazen tüm önerilerde. Benim de konu başlığında yazdığım gibi. Peki ne demektir “yüzleşme” ?, kiminle yüzleşeceğiz? Nasıl olacak? Bu sorulara sağlam bir cevap bulmak için içime döndüm ve sordum.  Önce derin bir sessizlik oldu. Sorularda oldukça derin.  Tabii ki cevaplar da aceleye gelmez.  Zihnimin susmasına niyet ederek Baş Melek Mikail’in de yardımıyla bıdı bıdı konuşan egomu da sakinleştirdim ve cevap geldi:  
 “ Yüzleşmek; sizedir, sizinledir, kendinize dürüst olmak, sorumluluk almaktır. Çevrenizde tezahür eden her şey içinizdeki karanlıktan çıkan ve sizi sınırlayan korkularınızdır. İzin verin çıksınlar, kabul edin küçülsünler, affedin sevgiye dönüşsünler. Yüce Yaradan’ın hem Cemal hem Celal yüzü varsa ki var, sizin de hem karanlık hem aydınlık yüzünüz var. Ve işte kendinizin karanlık yüzünüzle yüzleşin, yüzleşin ki aydınlık sarsın sizi.”

Ve öyle de oldu. Sevgi ve Işıkla

Fatoş Görce

29 Kasım 2015 Pazar

NİYETİN GÜCÜ www.kosulsuzsevgi.com aracılığıyla... Alıntıdır. Terry Dobson; The Awakened Warrior Teryy Dobson, Aikidonun kurucusu ve dünyanın en büyük dövüş ustası olarak bilinen Japon usta Ueshiba’nın başasistanlığına kadar yükselmiş biri. Asistanlığı sırasında uzun yıllar Japonya’da kalmış. “Bir gün Tokyo’da hayatımın dönüm noktalarından birini yaşadım. Bir bahar gününün öğleden sonrası idi ve tren oldukça boştu ; çocuklarıyla alışverişe çıkmış birkaç ev kadını yaşlı iki üç çift vardı vagonda. Tren istasyonlarda duruyor, pek inen binen olmuyordu. Bir istasyonda içeriye avazı çıktığı kadar bağıran sarhoş, pis, leş gibi kokan amele kılıklı biri geldi. Sendeleye sendeleye içeri girdi, üzerinde kusmuk kurumuştu ve ekşi ekşi kokuyordu. Önüne çıkan ilk kişiye – bu kucağında bebek taşıyan bir kadındı – bir yumruk salladı. Kadın geri çekildiği için yumruk omuzuna isabet etti ve onu vagonun öbür ucundaki yaşlı bir çiftin kucağına savurdu. Yumruğun bebeğe gelmemesi bir mucizeydi. Yaşlı bir kadın kalkıp sarhoştan uzaklaşmaya çalışırken adam ona da bir tekme savurdu, kadın tekmeden kaçarken sarhoş “seni pis or….” diye küfrediyordu. Vagonun ortasındaki demiri yerinden çıkarmak istedi ; sağ elinin kanadığını gördüm. Herkes korkuyla sinerken o kime saldıracağını kestirmek üzere etrafa göz attı. Oturduğum yerden kalktım. O zaman bir doksan boyunda, 100 kilo ağırlığında, günde sekiz saat aikido eğitimi gören biriydim. Kendime güvenim tamdı. Henüz gerçek dövüş içinde kendimi denememiştim. Aikido hiçbir zaman bir saldırı aracı olarak kullanılmamalıydı ; hocam bana sürekli olarak aikidonun bir barış gücü olarak kullanılmasını, ancak başkalarını korumak gerekirse dövüşme aracı olarak kullanılacağını söylemişti. Aikido çatışmayı çözmek için kullanılır, çatışma yaratmak için değil, derdi hocam. Hocama saygım o kadar yüksekti ki, birkaç kere, sokak serserileriyle kavga etmemek için kaldırım değiştirdiğimi hatırlıyorum. Fakat içimden, “şöyle haklı bir durum çıksa da, başkalarını haksız yere rahatsız eden, zayıfları ezen biri üzerinde bildiklerimi bir uygulasam” arzusu geçerdi. İşte dedim ; şimdi bildiklerimi uygulamanın tam sırası. Bu terbiyesiz hem sarhoş, hem küfürbaz, hem de kadınlara ve çocuklara karşı saldırgan küstahın teki. Ona haddini bildirmezsem, şimdi bir masumun canını yakacak. İçim rahat olarak onun pestilini çıkartabilirim. Beni ayakta görünce şöyle bir baktı ve “bu yabancı piçinin Japonlara nasıl saygı gösterildiği konusunda bir derse ihtiyacı var” diye ağzından tükürükler saçarak konuştu. Ben onu kızdıracak şekilde vagonun tavanındaki demirden tutmuş hafif hafif ayaklarım üzerinde sallanıyordum. Ona, önemsemeyen, küçümseyen bir şekilde baktım. Bu herifin leşini serecektim. Büyük ve cüsseliydi, ama sarhoştu ve kızgındı. Ben soğukkanlıydım, çok iyi eğitilmiştim ve ne yapacağını iyi bilen birinin güveni içindeydim. “Sana bir ders vereyim de hiç unutma, pezevenk…” diyerek üzerime yürüdü. Hiç yerimden kıpırdamadım. Bana saldırmak üzere tam tavrını aldı. Neye uğradığını anlayamayacaktı. O bana saldırmadan birkaç saniye önce, biri, “Hey!” diye ona seslendi. Yüksek, tiz bir sesti, ama kendine güvenli ve neşeli birine ait olduğu hemen anlaşılıyordu. Bir şey bulmuş birinin “bak ne buldum” diyen tonu çınlıyordu bu seste. Hem ben, hem sarhoş döndük ve bu küçük ihtiyar adamı gördük. Yetmiş yaşlarında olmalıydı, kimono ve hakaması içinde tertemiz giyimli biriydi. Bana hiç bakmıyordu, ama sarhoş işçiye, sanki onunla önemli bir sırrı paylaşacakmış gibi gözlerinin içi gülerek bakıyordu. “Buraya gel” diye eliyle işaret etti, “buraya gel ve benimle konuş”. Sarhoş sanki kendine ip bağlanmış bir kukla gibi yaşlı adamın yanına gitti. Önünde durdu, yukarıdan şöyle bu küçük yaşlı adama baktı ve “Ne istiyorsun içi kurumuş adam bozması, osursam seni yıkarım” dedi. Sarhoş yaşlı adama saldırmaya kalksa onu hemen altıma alacaktım. Ama yaşlı adam gözlerinin içi hiç korkusuz, “ne içiyordun sen arkadaşım?” diye gülerek ona sordu. “Saki içiyordum, maymun yüzlü moruk. Benim ne içtiğimden sana ne?” diye yaşlı adama hakaret etti. Yaşlı, “ O, çok güzel. Gerçekten çok güzel, çünkü ben sakiyi severim. Her akşam üstü ben ve karım – o şimdi yetmiş altı yaşında – biraz saki ısıtır, bahçemize büyükbabamın öğrencilerinin onun için yaptığı divan üzerine oturur, yavaş yavaş sakimizi içeriz. Günün batışını seyreder ve hurmalarımıza bakarız. Geçen yılki soğuktan hurmalarımız hırpalandı. Benim büyükbabamın dedesi o hurmayı dikmişti. Sakimizi içerek hurmaya bakarız, güneşin batışını izleriz.” Güler yüzle, bir dostun diğeriyle konuşmasındaki rahatlık ve sevecenlikle sarhoşun yüzüne bakıyordu. Sarhoş yaşlı adamın söylediği şeylerin ayrıntılarını takip etmeye çalışırken yüzü yumuşamaya başladı. Sıkılı yumrukları gevşedi ve yaşlı adam sözünü bitirince, “Ben de saki severim” dedi. Ve sesi yavaş yavaş yumuşadı, eski haşinliğini kaybetti. Yaşlı adam, “Evet ve eminim senin de harika bir hanımın vardır.” Sarhoş hüzünlü hüzünlü başını sallamaya başladı, “Hayır, bende karı yok, aile yok.” Trenin sallantısına uyan bir baş sallamasıyla sözünü tekrar etti, “benim eşim yok, ailem yok.” Biraz durdu ve biraz önceki haline hiç uymayan yumuşak bir sesle, “Ne karım var, ne evim var, ne elbisem var ; param yok, alet edevatım yok, yatacak yerim yok, kendimden utanıyorum.” Koca sarhoş hıçkıra hıçkıra ağlarken bütün bedeni sarsılıyordu. Onun üstündeki kısımda bir reklam, bir oturma beldesinin konforlarından bahsediyordu. Reklamın dediği ve şu anda gözümün önünde yer alan manzara tam bir ironi idi. Bu ironi beni çok etkiledi. Birdenbire kendimden utandım. Temiz elbiselerimden ve ‘bu dünyayı demokrasi için güvenli bir yer yap’ tutumumdan utandım ; kendimi o sarhoştan daha fazla kirli ve aşağılık hissettim. Yaşlı adam, “Vay vay, gerçekten kötü şanssızlık olmuş” diyerek onu anlayışla dinledi. Ama, onun mutlu ve coşkulu gözleri yine aynı idi.”Gel şuraya otur, hadi bakalım bana hepsini anlat.” Bu esnada tren ineceğim istasyona gelmişti. İstasyon çok kalabalıktı ve kapı açılır açılmaz insanlar trenin içine hücum ettiler. Vagondan dışarı çıkarken yeniden arkama dönüp baktım ; sarhoş işçi bir çuval gibi banka yığılmış ve yaşlı adamın kucağına başını koymuştu. Yaşlı adam kurumuş kusmuklu başı okşuyordu ; gözlerinde anlayış ve şefkat vardı. Tren istasyondan ayrılırken oradaki bir banka oturup, bu yaşantıyı yeniden gözden geçirmek istedim. Benim kasla ve kemikle başarmaya çalıştığımı yaşlı bir adam gülümseme, anlayış ve şefkat dolu birkaç cümle ile başarmıştı. Gerçek aikidoyu şimdi gördüğümü anladım ; kurucusunun dediği gibi aikido bir uzlaşma sanatı idi, bir dövüş aracı değil. Kendimi ahmak, saldırgan ve kaba hissettim. Bu olaydan sonra tamamıyla farklı bir anlayışla aikido çalışması yapmam gerektiğini anlamıştım. (Doğan CÜCELOGLU ; Savasçı kitabından) İnsanın gerçeğini, onun algıladığı dünya oluşturur. İnsanın algılamasını etkileyen en önemli faktörlerden biri, o insanın dünyaya bakarken hangi niyetle baktığıdır. – Doğan CÜCELOĞLU Hepimiz başkalarını kendi yüreğimizde taşıdığımız biçimde görürüz. – Ralph Waldo Emerson

Fatoş Görce Yönetici  ·  16 saat Dalai Lama kişilik testi: Budist felsefesine göre; insan beyni şemsiye gibidir, açıl...